İddia: Avengers: Secret Wars, İki Filme Ayrılabilir

Marvel, geçtiğimiz aylarda MCU’nun (Marvel Sinematik Evreni) beşinci ve altıncı fazlarında çıkacak yapımlarını açıklamıştı. Bunlardan en çok dikkat çekeni ise altıncı fazı ve yeni Avengers filmleri Kang Dynasty ve Secret Wars idi. Çizgi romanların en sevilen hikâyelerine odaklanacak bu filmler, Avengers ile Kang arasındaki epik yüzleşmeyi konu edinecekti.

Daha filmlerin çıkmasına yıllar olsa da birçok iddia şimdiden ortaya atılmaya başladı. Geçtiğimiz haftalarda, Thanos’un Secret Wars’ta iyi bir karakter olarak dönebileceği ortaya atılırken Robert Downey Jr.’ı da Iron Man olarak filmde görebileceğimiz iddia edilmişti. Son zamanlarda ise Secret Wars filmiyle ilgili bir başka söylenti çıkmaya başladı.

Secret Wars filminin ikiye ayrılabileceği iddia ediliyor

BGR’ın aktardığına göre Kang Dynasty ve Secret Wars altıncı ve yedinci Avengers filmleri olarak açıklansa da Marvel bir adet daha Avengers filmi üzerinde çalışıyor. Yeni iddia, dün Reddit üzerinden ortaya atıldı. Buna göre filmin ikiye bölünmesi için görüşmeler gerçekleştiriliyor.

İddia ayrıca, Doctor Strange 3’ün Secret Wars’tan önce çıkacağını, bu yıl vizyona girecek olan Ant Man and the Wasp: Quantumania fiminin sonunda da Secret Wars’a yönelik ipuçları verileceğini ortaya koydu.

Film ile ilgili iddiaların çıkışı aslında temmuz ayına kadar uzanıyor. O zamanlar fark edilen bir isim başvurusu, Marvel’ın duyurulan iki film dışında bir Avengers filmi daha çıkarabileceğini göstermişti. Başvuruda filmin ‘Eternity Wars’ olarak adlandırılması da dikkat çekmişti.

Son çıkan sızıntılar, Eternity Wars isimli bir filmle bağlantı kurmasa da bu filmin Secret Wars’ın ikinci bölümü olma ihtimalini artırıyor. Bunu, Infinity War ve Endgame’de gördüğümüze benzer bir şekilde düşünebilirsiniz. Filmi ikiye bölmek, hikâyenin detaylı ve daha iyi aktarılabilmesi adına yararlı olabilir. Ne de olsa bu yaklaşım, Infinity War ve Endgame filmlerinde oldukça iyi sonuçlar çıkarmıştı.

Yeni Avengers filmiyle ilgili diğer söylentiler

Film hakkında daha önce de bazı önemli iddialar ortaya atılmıştı. Ocak ayında çıkan bir söylenti, Kang Dynasty filminde yeni bir Avengers ekibini göreceğimizi, Secret Wars’ın ise çoklu evrenlerden kahramanlarla karşılaşacağımızı iddia etti. Filmlerin ilkinde Kang’in kazanacağı, ikinci de ise kahramanların birleşip onu yenmeye çalışacağı da belirtilmişti.

Yeni Avengers’ın kim olacağı belirtilmese de Anthony Mackie’nin canlandırdığı Sam Wilson’ın Captain America olarak bu ekibi oluşturacağı ifade edildi. Bu ekibin de 2024’te çıkacak yeni Captain America: New World Order filminde oluşturulacağı aktarıldı. Yani anlayacağınız, eğer bunlar gerçekse yeni Avengers filmleri oldukça geniş bir hikâyeye sahip olacak. Bu da Secret Wars’ın ikiye bölünme ihtimalini güçlendiriyor.

Tabii ki bunların hepsinin bir iddia olduğunu, kesin konuşmak için çok erken tekrar vurgulamak gerek. Filmler hakkında henüz resmi bir bilgi yok. Neler olacağını hep birlikte bekleyip göreceğiz. Kang Dynasty 2025 yılında, Secret Wars ise 2026’da çıkış yapacak.

Marilyn Monroe Hakkında 11 Enteresan Bilgi

1 Haziran 1926 tarihinde Los Angeles’ta dünyaya gelen ve henüz 36 yaşındayken 5 Ağustos 1962 tarihinde hayatını kaybeden Marilyn Monroe, Hollywood dünyasında rol aldığı güzel sarışın rolleriyle dikkat çekmiştir. Oldukça genç bir yaşta önce modelliğe, daha sonra da oyunculuğa başlayan Marilyn Monroe dillere destan güzelliği ve kadınsı tavırlarıyla bugün bile popüler kültürün en önemli ikonlarından bir tanesidir.

Marilyn Monroe aynı zamanda bir seks sembolü olarak kabul ediliyor. Ancak kendisi bir dönem bu durumdan sıkılmış olacak ki oyunculuk eğitimi alarak kariyerini farklı bir noktaya taşımayı hedeflemiştir. Maalesef genç yaşta elde ettiği dünya çapındaki bu şöhret kendisine ağır gelmiştir ve son günlerinde ağır bir depresyon yaşadığı bilinmektedir. Gelin Marilyn Monroe hakkındaki ilginç bilgilere yakından bakalım.

Marilyn Monroe hakkında bazılarını ilk kez duyacağınız ilginç bilgiler:

  • Çocukluk yılları koruyucu ailelerin yanında geçti.
  • Gerçek adı Marilyn Monroe değil.
  • Altı ayak parmağı olduğu efsanesi 
  • Aslında kendisi bir sapyoseksüeldi.
  • ABD başkanı Kennedy ile ilişkisi olduğu söylendi.
  • Marilyn Monroe aslında iş dünyasına adım atan ilk kadınlardan.
  • Çocukken kekeme olduğu için şarkı söylemeye başlamıştı.
  • Canlandırmak istediği Jean Harlow ile aynı kaderi yaşadı.
  • Marilyn Monroe bir aktivistti.
  • Ölümü üzerindeki sır perdesi hala aralanamadı.

Çocukluk yılları koruyucu ailelerin yanında geçti:

Gladys Pearl Baker, bekar bir kadın olarak Marilyn Monroe’yı dünyaya getirdi. Bir iş arkadaşı olduğu söylense de bebeğin babası kesin olarak bilinmiyor. Psikolojik sorunları nedeniyle daha önce iki çocuğu elinden alınan Gladys, Marilyn’i kendi isteğiyle bir koruyucu aileye verdi. 3 yaşında kızını almak istedi, vermediler. 7 yaşında almak isteyince ise kader izin vermedi ve hastaneye kaldırıldı. Bu nedenle Marilyn çocukluğunun tamamını farklı farklı koruyucu ailelerle geçirmek zorunda kaldı.

Gerçek adı Marilyn Monroe değil:

Norma Jeane Mortenson olarak doğan oyuncu, Marilyn Monroe adını gösteri dünyasına girdikten sonra aldı. Bu isim, o dönem çalıştığı stüdyonun yöneticisi olan Ben Lyon tarafından, başka bir oyuncu olan Marilyn Miller’dan esinlenerek bulunmuştur. Clare Norman, Carole Lind, Meredith gibi alternatifler olsa da Marilyn Monroe ismine karar kılındı. Bu sahne adını 1946 yılında kullanmaya başlayan oyuncu, 1956 yılında adını resmen Marilyn Monroe olarak değiştirdi.

Altı ayak parmağı olduğu efsanesi 

Marilyn Monroe henüz meşhur olmadan 1949 yılında onun fotoğraflarını çeken Joseph Jasgur, yıllar sonra anılarını kitaplaştırırken bu eski fotoğrafları da kullanmak istedi. Ancak bir şey dikkatini çekti, Marilyn’nin bir ayağında tam altı parmak vardır. Bu söylenti hızla yayıldı ve bir şehir efsanesinde dönüştü. Başka fotoğraflarda Marilyn’nin normal şekilde beş parmağı olduğu görüldüğü için bu yalnızca bir dedikodu olarak kaldı ancak pek çok kişi Marilyn Monroe’nun ünlü olduktan sonra ameliyat olarak altıncı parmağını aldırdığına inanıyor. 

Aslında kendisi bir sapyoseksüeldi:

Marilyn Monroe’nun diğer bir evliliği ünlü yazar Arthur Miller ile oldu. Miller o dönem komünist olduğu şüphesiyle FBI tarafından takip ediliyordu, tabii Marilyn Monroe da. Kendisinden hem yaşça büyük hem de pek çekici olmayan biriyle evlenmesinin nedeni Monroe’nun sapyoseksüel olmasıydı. Daha da ilginç olan Marilyn Monroe’nun piyanosunun üzerinde Albert Einstein’ın bir fotoğrafı vardı.

ABD başkanı Kennedy ile ilişkisi olduğu söylendi.

Marilyn Monroe’nun en ikonik performanslarından bir tanesi, dönemin ABD başkanı John F. Kennedy’nin doğum gününde sahneye çıkmasıdır. O geceden sonra Marilyn Monroe ile Kennedy arasında bir ilişki olduğu iddiaları sık sık gündeme geldi. Kesin bir kanıt olmamasına rağmen herkes buna inanmıştı ve hatta Monroe’nun şüpheli ölümünün bu ilişki yüzünden olduğu bile söylenir. 

Marilyn Monroe aslında iş dünyasına adım atan ilk kadınlardan:

Sinema ve sahne performansıyla akıllara kazınan Marilyn Monroe aslında iş dünyasına da adım atmıştı. Bir film çekimi sırasında yapımcının ne kadar kazandığını öğrenince kendi prodüksiyon şirketini kurmaya karar verdi. Böylece kendi prodüksiyon şirketini kuran ikinci kadın olarak da tarihe geçti. Elbette genç yaştaki ölümü nedeniyle hayalindeki projeleri gerçekleştiremedi. Marilyn Monroe’nun filme uyarlamak istediği pek çok kitap vardı. 

Çocukken kekeme olduğu için şarkı söylemeye başlamıştı:

Marilyn Monroe yalnızca bir oyuncu değil, aynı zamanda inanılmaz sahne performansına sahip bir şarkıcıydı. Ancak şarkı söylemesi bir hayalin peşinde koşmak değil, tedaviydi. Yaşadığı zorluklar nedeniyle çocukluğu boyunca kekeme olan Marilyn Monroe, bunu aşmak için şarkı söylemeye başlamış ve kekemeliğinden kurtulmaya çalışmıştı. Ancak eski alışkanlığı zaman zaman geri geliyordu. Örneğin Something’s Got to Give filminin çekimleri sırasında kekemeliği geri döndüğü için filmden kovulmuştu. 

Canlandırmak istediği Jean Harlow ile aynı kaderi yaşadı:

Erken Amerikan sinemasının büyük ikonlarından bir tanesi olan Jean Harlow’un hayatının anlatılacağı filmde oynamak, Marilyn Monroe’nun en büyük hayallerinden bir tanesiydi. Fiziksel olarak ve kariyerleri bakımından birbirlerine benzemelerinin yanı sıra kaderleri de aynı oldu ve genç yaşta hayatlarını kaybettiler. İlginç olan, Harlow’un nişanlısının onun mezarına devamlı çiçek göndermesi gibi eski kocası DiMaggio da Marilyn’nin mezarına düzenli olarak çiçek gönderiyordu. Kötü bir ortak kader. 

Marilyn Monroe bir aktivistti:

Aptal sarışın rolleri oynamasına rağmen Marilyn Monroe tam kitap kurduydu ve öldüğü zaman evinde yüzlerce kitap vardı. Kendisi bu entelektüel birikimini sosyal hayatta da gösteriyordu. O dönem yaygın olan ırkçılık fikrine karşıydı. Nükleer Politika Komitesi’nin Hollywood şubesinin kurucu üyesiydi. Aynı zamanda Demokrat Parti’nin Connecticut’taki yardımcı delegelerinden bir tanesiydi. 

Ölümü üzerindeki sır perdesi hala aralanamadı: 

Marilyn Monroe henüz 36 yaşındayken 5 Ağustos 1962 günü evinde yüksek dozda sakinleştiriciden ölmüş olarak bulundu. Evet, kendisi depresyondaydı ve psikolojik yardım alıyordu ama kimse onun intihar edeceğini düşünmüyordu. Bu nedenle kendisinin öldürülmüş olabileceğinden şüpheleniliyor. Kennedy ile ilişkisi olduğu dedikoduları da bu iddiaları güçlendiriyor ama bu gizem hala çözülmüş değil.

Hollywood sinemasının en önemli pop ikonlarından bir tanesi olan Marilyn Monroe hakkında bazılarını ilk kez duyduğunuz ilginç bilgilerden bahsettik. Bu kadar genç yaşta ölmesine rağmen bu kadar büyük izler bırakmış olması hayret verici. 

Türkiye’de En Çok İzlenen Dizi ve Filmler [Güncel]

Popüler çevrimiçi dizi ve film platformlarındaki verileri derlemesiyle bilinen JustWatch, geçtiğimiz ay Türkiye’de internetten en çok izlenen dizi ve filmleri açıkladı. Açıklanan veriler, çoğumuzun oyunuyla efsaneleşen The Last of Us​ dizisini, film olarak ise Her Şey Her Yerde Aynı Anda izlediğini gözler önüne seriyor. Dilerseniz hep birlikte, açıklanan verilere detaylıca bakalım.

JustWatch’un 1-31 Ocak tarihlerini kapsayan verileri, Netflix’in film ve dizi sektöründe hakimiyeti elden bırakmadığını yeniden gözler önüne seriyor. Geçtiğimiz hafta ülkemizdeki pek çok izleyicinin Amerikan Sapığı ve The Walking Dead gibi klasiklere geri döndüğünü görüyoruz.

Geçtiğimiz ay Türkiye’de en çok izlenen diziler

  1. Her Şey Her Yerde Aynı Anda
  2. Güneş Sonrası
  3. Solgun Mavi Gözler
  4. Bıçaklar Çekildi: Gizemli Bir Serüven
  5. Suikast Treni
  6. Top Gun: Maverick
  7. Amerikan Sapığı
  8. Avatar
  9. Bıçaklar Çekildi
  10. Hayır

Geçtiğimiz ay Türkiye’de en çok izlenen filmler

  1. Bizden Geriye Kalanlar (The Last of Us)
  2. Wednesday
  3. Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikayesi
  4. Kaleidoscope
  5. The Bear
  6. Westworld
  7. The Walking Dead
  8. Rise of Empires: Ottoman
  9. The Peripheral
  10. Mad Men

Netflix, Şifre Paylaşımını Nasıl Engelleyeceğini Açıkladı

Geçtiğimiz aylarda ilk olarak iddia olarak ortaya atılan ve daha sonra Netflix tarafından doğrulanan şifre paylaşımını engellemeye” yönelik çalışmalar, pek çok Netflix kullanıcısını öfkelendirmişti. Hatta konuyla ilgili Netflix’ten gelen ilk açıklamanın ardından bazı kullanıcılar aboneliklerini sonlandırmaya başlamıştı.

Geçtiğimiz haftalarda bu yeni sistemin Nisan ayında uygulanacağını açıklayan Netflix, bugünse resmî sitesinden yeni sistemin nasıl çalışacağını açıkladı. Görünüşe göre Netflix, bu sistemin açıklarının bulunmaması için elinden gelen her şeyi yapmış.

Farklı cihazlarda aynı hesabı kullanan kullanıcılar 30 günde bir yeniden eşleştirme yapmak zorunda

Netflix’in ABD’deki resmî sitesinde SSS (Sıkça Sorulan Sorulan) kısmında soru cevap şeklinde yapılan açıklamada her bir Netflix aboneliğinin sadece aynı evde yaşayan bireylerle paylaşılabileceği ve farklı cihazlarda aynı oturumu kullanan kişilerin belirledikleri bir Wi-Fi ağını kullanarak her 31 günde bir hesaplarını eşitlemesi gerektiğini belirtiyor. Belirtilen süre içerisinde eşitlenmeyen cihazlardan çıkış yapılacağını belirten yetkililer, eşitleme süresini geçen cihazlardan ve hesaplardan ekstra ücret talep etmeyeceklerini de belirtiyor.

Buna ek olarak seyahat esnasında 31 günlük sınırı dolduran kullanıcıların belirledikleri Wi-Fi ağına bağlanmadan tekrar giriş yapamayacaklarını belirten yetkililer, seyahat eden kullanıcıların otellerde ya da şirket cihazlarında Netflix kullanabilmesi içinse yeni bir yöntem kullanıma sunacaklarını açıkladı. Bu yeni sistem sayesinde hesap sahibi geçici olarak kullanacağı cihazlar için Netflix’ten 7 günlük erişim izni talep edebilecek. 7 günün sonundaysa cihazdan otomatik olarak çıkış yapılacak.

Ortak bir hesabı kullanan cihazların IP adresi, cihaz numarası ve hesap aktivitesi üzerinden ana konumu belirleyeceği açıklanan bu yeni sistemin ne zaman kullanıma sunulacağı ve bazı detaylarıysa henüz bilinmiyor. Ancak özellik şimdiden ABD’de çokça eleştirilmeye başlandı bile.

Harry Potter Oyuncularının İlk ve Son Halleri

Harry Potter ve Felsefe Taşı ile birlikte sinema dünyasına adımını atan Harry Potter serisi, 8 filmden oluşan devasa bir evrene sahip. Bu evren hakkında halen birçok komplo teorisi ve içerikler oluşturulmasına rağmen serinin devam filmi bulunmuyor.

Filmlerle birlikte birçok yan ürün ile birlikte Harry Potter, yapımcısına milyarlar kazandırmayı başardı ve günümüzde bile en çok sevilen film serilerinin başında geliyor. Büyülü bir evrendeki macerayı konu alan Harry Potter, gençler arasında popülerliğini koruyor.

1997 yılında seyircisiyle buluşan yapımdaki karakterlerin değişimleri ise görülmeye değer. Serinin başında çocuk olan karakterler artık yetişkin bir birey.

Harry Potter / Daniel Radcliffe

Serimizin baş kahramanı Harry Potter, tatlılığı ve zekasıyla birlikte serinin çıkış yaptığı yıllarda herkesin göz bebeği olmuştu. Karaktere hayat veren Daniel Radcliffe, Harry Potter ile birlikte büyük bir hayran kitlesine ulaştı ve birçok yapımda yer alma şansı yakaladı.

Aradan geçen 22 yılın ardından halen Daniel Radcliffe’in bir büyü yapmasını kim istemez ki?

Draco Malfoy / Tom Felton

Seri boyunca Harry’nin hep karşısında kötü tarafta bulunan Malfoy, Voldemort’un da yanında durarak Albus Dumbledore‘un ölümüne sebep olmuştu. Karaktere hayat veren Tom Felton, The Flash dizisi de dahil olmakla birlikte birçok başarılı film ve dizide rol aldı. Oyuncu aynı zamanda da bir şarkıcı olarak kariyerine devam ediyor.

Hermione Granger / Emma Watson

Harry Potter’a macera boyunca eşlik eden sadık dost Hermione Granger, derslerdeki başarısıyla birlikte Harry’e oldukça faydalı tavsiyeler verdi. Karakteri canlandıran Emma Watson, film serisinin ardından oyunculuk kariyerine devam ederek Nuh: Büyük Tufan ve Güzel ve Çirkin gibi birçok filmde boy gösterdi.

Severus Snape / Alan Rickman

Film serisinin sonlarına doğru nefret edilen Severus Snape‘in son filmde aslında Harry’i her zaman koruduğu ortaya çıkmıştı. Seri boyunca sert duruşuyla kendisinden korkulmasını sağlayan Alan Rickman, maalesef ki 2016 yılında hayata gözlerini yumdu.

Arkasında birçok başarılı yapım bırakan oyuncu, İngiltere’de hayata veda ederken 70 yaşındaydı.

Ron Weasley / Rupert Grint

Harry Potter’ın en yakın dostlarından olan Ron Weasley, film boyunca karakterimizin yanında olarak macerada Harry’i yanlız bırakmadı. Hermione ile de bir aşk yaşayan karakteri Rupert Grint canlandırdı.

Rupert Grint, Harry Potter filmlerinden sonra büyük bir yapımda boy göstermedi.

Bellatrix Lestrange / Helena Bonham Carter

Harry Potter’ın vaftiz babası Sirius Black’i öldüren Bellatrix Lestrange, Voldemort’un yanında kötülük için savaşan bir karakterdi. Film serisi boyunca çok fazla ön plana çıkmayan karakter, buna rağmen önemli birçok sahnede kilit oyuncu olarak hikayenin gidişatına etki etti.

Bellatrix Lestrange karakterine hayat veren Helena Bonham Carter, Fight Club gibi birçok bilinen filmde de oynayarak sinemaseverler tarafından tanınan bir oyuncu oldu.

Ginny Weasley / Bonnie Wright

Harry Potter’ın aşkı olarak filmlerde ön plana çıkan Ginny Weasley, aynı zamanda da Ron Weasley’in kardeşiydi. Karakteri beyaz perdeye taşıyan Bonnie Wright, Harry Potter filmlerinin ardından üne kovuşmasına rağmen büyük yapımlarda kendisine yer bulamadı.

Minerva McGonagall / Maggie Smith

Hogwarts’ta profesör olan Minerva McGonagall, son filmde Hogwarts’ın savunulmasında büyük bir rol oynamıştı. Karaktere hayat veren Maggie Smith, 1970 yılında En İyi Kadın Oyuncu Oscar‘ının sahibi olmuştu.

Luna Lovegood / Evanna Lynch

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı ile filme dahil olan Luna Lovegood, her zaman iyi birisi olarak Harry’e yardımcı olmuştur. Filmlerde yan karakter olan Luna Lovegood’u Evanna Lynch canlandırdı.

Lord Voldemort / Ralph Fiennes

Harry Potter’ın baş düşmanı ve herkesin korkulu rüyası Lord Voldemort, görünüşü ile birlikte dikkatleri üzerine çeken bir karakterdi. Baş dostu yılanı ile birlikte kahramanlarımıza birçok zorluk çıkartan ve acı kayıplara neden olan Voldemort’a Ralph Fiennes hayat verdi.

Makyajla bambaşka birisi olan Ralph Fiennes‘ın Voldemort karakteriyle ne kadar ün kazandığı belirsiz olmasına rağmen başarılı oyuncu, oyunculuğuyla birlikte birçok ünlü yapımda kendisine yer buldu. Schindler’in Listesi‘nde de oynayan oyuncu, başarılı bir kariyere sahip.

Harry Potter hakkında daha fazla içerik için bunlara da göz atabilirsin: 

Hatta seri hakkında bildilklerini sınamak istersen testimiz de mavcut: 

DC Evrenine Dahil Olacak Yeni Dizi ve Filmler Açıklandı

Marvel ile olan rekabetinde geriye düşen DC, son zamanlarda yeniden yapılanma sürecine girmişti. Öyle ki ünlü yönetmen James Gunn ve yapımcı Peter Safran, bu kapsamda geçtiğimiz ekim ayında DC Studios’un yeni CEO’ları olarak belirlenmişti. Superman, Batman gibi birçok sevilen karakterlere sahip olan DC’nin, ikili yönetiminde yepyeni bir döneme girdiği belirtiliyordu.

Bugün ise James Gunn ve Safran, DC evreninde geçecek yeni yapımları duyurdu ve ilk bölümünün başladığını açıkladı. İlk bölüme de ‘Tanrılar ve Canavarlar’ isminin verildiği ifade edildi. Gunn, hem insanların sevdiği karakterlerin hem de pek bilinmeyen karakterlerin yansıtılacağı projelerle karşımıza çıkacaklarını aktardı. Ayrıca ‘DCU’ olarak adlandırılan ana evren dışında ‘DC Elseworlds’ olmak üzere bir evren daha olacağı da belirtildi.  

Elseworlds

Robert Pattinson’lı Batman filminin devamı ‘The Batman Part II’ olarak adlandırılacak ve Ekim 2025’te vizyona girecek

Açıklamalara göre Robert PAttinson’ın başrolde yer aldığı 2022’de çıkan The Batman filminin devamı, The Batman Part II olarak adlandırılacak. Yapımın vizyon tarihi ise 3 Ekim 2025 olarak duyuruldu.

Robert Pattinson’lı Batman filmleri, ana DC evreni olan DCU’nun dışında geçecek. İşte bu evrene de ‘Elseworlds’ ismi verilecek.

Joaquin Phoenix’li Joker filmleri de Elseworlds’e dahil 

Todd Philips’in yönetmenliğini üstlendiği, Joaquin Phoenix’i Joker olarak gördüğümüz Joker filmleri de ‘Elseworlds’ ismi verilen evrene dahil olacak. Joker filminin devamının ismi, “Joker: Folle a Deux” olarak açıklanmıştı. Ayrıca Lady Gaga’nın Harley Quinn olarak filmde karşımıza çıkacağı belirtilmişti.

Safran da Elseworlds ile ilgili şunları söyledi: “DCU aslında çoklu bir evren, ancak biz tek bir evrene odaklanacağız. Eğer bir şey DCU değilse, Todd Philips’in Joker’i veya Teen Titans Go! Animasyonu gibi, onların DC Elseworlds’e dahil olduğunu açık bir şekilde söyleyeceğiz. Tıpkı çizgi romanlarda olduğu gibi.”

İşte ‘DCU’ olarak isimlendirilen ana evrende geçecek yapımlar

2025’te James Gunn’ın yazacağı ‘Superman: Legacy’ filmi geliyor

DCU’ya dahil olacak yeni Superman filmini ismi ve çıkış tarihi belli oldu. Senaryosu Gunn tarafından kaleme alınan yapımın ismi ‘Superman Legacy’ olacak. Film, 11 Temmuz 2025’te vizyona girecek. Safran, filmin bir ‘başlangıç hikâyesi’ olmadığını, Superman’in Kripton gezegeniyle olan geçmişi ve dünyadaki yaşamını dengelemeye çalışmasını anlatacağını söylüyor.

Geçtiğimiz aylarda Henry Cavill’i Superman rolüyle göremeyeceğimiz duyurulmuştu. Yeni Superman’in kim olacağı konusu ise büyük merak konusu. James Gunn da Cavill’ı kovdukları iddialarıyla ilgili, “Henry’i kovmadık. O zaten rol için seçilmemişti. Bence bu hikâye için doğru kişi Henry değil. Onu çok seviyorum. Ama bu Superman birçok sebepten ötürü Henry değil.”

DCU’nun ‘The Brave and The Bold isimli ayrı bir Batman filmi de gelecek: Batman farklı bir oyuncu tarafından canlandırılacak

DCU’da, Robert Pattinson’lı filmlere ek olarak ayrı bir Batman de yer alacak. Gunn, bu karakterin ne Pattinson ne de Ben Affleck olacağını, tamamen farklı olacağını söylüyor. Bu da aktif olarak iki farklı Batman karakterini göreceğimiz anlamına geliyor.

DCU’nun Batman filmi, The Brave and the Bold olarak adlandırılacak. Filmde, çizgi romanlarda Robin olarak gördüğümüz Damien Wayne de yer alacak. Bir suikastçi olarak yetiştirilen Damien, Batman’in gerçek oğlu. Ancak bunu hayatının önemli bir bölümünde bilmiyor.

Safran ise filmde Batman karakterlerinden diğerlerini (Nightwing, Batgirl vb.) de görebileceğimizi söylüyor. Bunların kimler olacağı konusunda ise herhangi bir bilgi yok. Ayrıca Batman’i kimin canlandıracağını da merakla bekliyor olacağız.

‘Lanterns’ dizisi geliyor

Bir diğer heyecanlandıran yapım ise sevilen DC karakteri Green Lantern’e odaklanacak ‘Lanterns’ dizi. Bu dizi, iki Green Lantern’i anlatacak. Bunlar da Hal Jordan ve John Steawart olacak. Dizinin HBO Max’te yayınlanacağı, sevilen suç/gizem dizisi True Detective’e benzer bir yapım olacağı söyleniyor.

DCU’ya dahil olacak diğer yapımlar

  • Creature Commandos (ANİMASYON DİZİSİ): HBO Max’te göreceğimiz bu animasyon, çıkacak ilk yapım olacak. James Gunn’ın kaleme aldığı dizi, askeri süper insanlardan oluşan bir ekip olan Creature Commandos’a odaklanacak.
  • Waller (DİZİ): James Gunn’ın Peacemaker dizisinin bir yan dizisi olacak Waller, Amanda Waller karakterine odaklanacak. HBO Max’te yayınlanacak dizide Viola Davis, Amanda Waller olarak geri dönecek.
  • The Authority (FİLM): DC’deki ‘gri’ karakterlere odaklanacak bu yapımda, gezegeni korumak için oldukça farklı metotlara sahip bir kahraman ekibini göreceğiz.
  • Paradise Lost (DİZİ): Wonder Woman’ın doğduğu yer olan Themyscira’da geçen bir dizi. Safran, yapımın dram, siyasi entrika gibi şeyler içereceğini söylerken dizinin Game of Thrones’a benzeyeceğini aktarıyor. Dizi, HBO Max’te yayınlanacak.
  • Booster Gold (DİZİ): HBO Max’te yayınlanacak bu dizi, eğlenceli karakter Booster Gold’a odaklanacak. Safran da yapımla ilgili şunları söylüyor: “Dizi, bugüne geri dönmek ve bir süper kahraman gibi davranmak için teknolojiyi kullanan ve gelecekten gelen bir ‘ezik’ hakkında.”
  • Supergirl: Woman of Tomorrow (FİLM): Bu film, Süperman’in aksine Kripton’da kalan ve yıllar boyunca vahşete tanık olan Kara’nın (Supergirl) hikâyesine odaklanacak.
  • Swamp Thing (FİLM): Swamp Thing karakterine odaklanacak bu film, karakterin karanlık geçmişini inceleyecek.

Bunlar dışında DC karakterlerini içeren filmleri de bu yıl içinde göreceğiz. Bu filmler; Shazam! Fury of Gods (17 Mart), The Flash (16 Haziran), Blue Beetle (18 Ağustos), Aquaman and the Lost Kingdom (25 Aralık). James Gunn, The Flash filmini yapılmış en iyi süper kahraman filmlerinden biri olarak tanımlıyor. Ayrıca bu dört filmdeki karakterlerin, ileride DCU’da aynı rollerle devam edebileceklerini de ekliyor.

 

Daha 1. Bölümüyle Herkesi Ekran Başına Kilitleyen Diziler

Dizilerin pilot bölümü yani ilk bölümü, günümüzde platformların artmasıyla birlikte önemini yitirse de geleneksel dizi piyasasında oldukça değerli bir noktadaydı. Çünkü dizi yapımcıları ile kanallar arasındaki anlaşma, pilot bölümüne bağlıydı. Yöneticiler, pilot bölümünü beğenirlerse ilk sezon için yeşil ışık yakıyordu.

Dizi yapımcıları, pilot bölümün etkileyici, heyecan verici ve dolu dolu olması için ellerinden geleni yapıyordu. Bu yüzden bazı dizilerin pilot bölümleri büyük ses getirmiş ve reyting rekoru kırmış.

Bir kere izleyince devamı gelen diziler:

  • Lost (2004 – 2010)
  • Breaking Bad (2008 – 2013)
  • Chernobyl (2019)
  • Mr. Robot (2015 – 2019)
  • Game of Thrones (2011 – 2019)
  • True Detective (2014 – 2019)
  • Prison Break (2005 – 2017)
  • The Walking Dead (2010 – 2022)

Öyle böyle değil, çok bozdu: Lost (2004 – 2010)

Lost, dizi tarihinin dönüm noktası olan yapımların başında gelmektedir. Konusu, kurgusu ve tonuyla ondan sonra gelen dizilere öncülük etmiştir.

Dizinin 82 dakikalık pilot bölümü ikiye ayrıldı ve “Bölüm 1/2” şeklinde bir hafta arayla yayınlandı. İlk bölümüyle 18.6 milyon izleyiciyi ekran başına toplayan dizi, kolay cevaplar vermeyi reddedip gizemli tonu ve anlatısıyla daha ilk bölümden yerini kuvvetlendirmişti. Çünkü bir uçak ıssız adaya düşüyor ve adada kutup ayısı var. Sırf bu iki konu için bile yeni bölüm heyecanla beklenir. Ek olarak ilk bölümün sonundaki o radyo anonsunu nasıl unutabiliriz ki?

Finali iyi olan ender dizilerden: Breaking Bad (2008 – 2013)

Çoğu dizinin pilot bölümünde; önce karakterler tanıtılır, ardından o karakterler bir olayın içerisine dahil olur, büyük sayılabilecek bir olayın patlamasıyla dizinin konusu başlamış olur. Fakat Breaking Bad dizisi bu yöntemi kullanmayarak farklılığını ortaya koymuştu.

Dizinin başlangıcında, İngiliz edebiyatında yer alan “medias res” yani “ortadan başlamak” tekniği tercih edilmiş. Deri bir pantolonun gökyüzünden aşağıya doğru süzülmesiyle açılan dizi, Walter ve Jesse karakterlerinin büyük bir kargaşa içerisinde kaçışlarını gösteriyordu. Bu sekans aslında pilot bölümün finaliydi fakat bu tercih ile daha ilk saniyelerde dizi, izleyicinin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Çünkü bu iki karakter, çölün ortasında neden kaçıyorlardı ki acaba?

Yaşanılan o dehşet zamanlarını, iliklerinize kadar hissediyorsunuz: Chernobyl (2019)

Daha güncel bir dizi olan Chernobyl mini dizisi, yayınlandığı andan itibaren 2019 yılına damgasını vurmuştu. Günümüzde yapılan en iyi dizi listelerinin ilk sıralarında yer alan yapım, konusu ve ambiyansı sayesinde ilgileri üzerinde toplamayı başarmıştı.

Dizi, ülke olarak yabancı olmadığımız Çernobil Nükleer Santrali’ndeki ihmaller ve yanlış kararlar neticesinde yaşanan patlamayı konu alıyor. Patlamayı konu alan başarılı yapım yokluğunu da fırsat bilen dizi, kaliteli işçiliğiyle unutulmayacak pilot bölümler listesine girmeyi hak ediyor.

Fight Club’ın daha teknolojik olanı desek yanlış olmaz herhalde: Mr. Robot (2015 – 2019)

Suç, gizem ve gerilim dizisi Mr. Robot, konusu itibarıyla direkt ön plana çıkan bir yapım. Siber güvenlik mühendisi olan Elliot’un iş dışında bilgisayar korsanlığı yapar. Fakat yaptığı bu eylem özünde kötücül bir eylem değil. İşte dizi ilk bölümünde insanları bu konuda yakalamıştı.

Dizinin ilk bölümünde Elliot, kurum ve konum sahibi kişilerin yaptığı büyük suçları ve suç organizasyonlarını ifşa ederek, bir nevi bir kahraman figürü çiziyordu. Bununla birlikte daha büyük olayların var olduğunu ve günümüz dünyasına ait sorunların ele alındığını fark eden izleyici ister istemez kendisini olayların içerisinde bulmuştu.

Finalin öyle olmasaydı 10/10’luk bir dizisin: Game of Thrones (2011 – 2019)

Game of Thrones dizisi, finali her ne kadar beğenilmese de modern zamanın en başarılı dizilerinin başında geliyor.

2011 yılında izleyiciyle buluşan dizinin pilot bölümü aslında iki kere çekildi. Söylenenlere göre ilk versiyonu felaketti. Kanalların ikinci şansı verdiği pek görülmemiştir fakat HBO, diziye bir şans daha vererek pilot bölümü tekrar çektirdi ve bugüne kadarki en büyük serüvenlerden birini başlattı.

Acımasız, tehlikeli ve büyüleyici Westeros‘ta; bolca entrika, aşk, intikam, savaş eşliğinde kışın gelmesini hangimiz heyecanla beklemedik ki?

Karanlık ve gizemli bir suç draması: True Detective (2014 – 2019)

Matthew McConaughey ve Woody Harrelson gibi isimlerin başrolünde olduğu True Detective dizisi, oyuncu kadrosuyla dikkatleri çekmeyi başarmıştı.

İlk bölümden itibaren karanlık ve kasvetli bir ambiyansta; gizemli, vahşi ve rahatsız edici bir cinayeti çözmeye çalışan iki dedektifin hikâyesi çoğu kişide merak uyandırır. Bu bulmacayı bir de iki farklı zaman dilimiyle çözmeye çalıştırmak çok yerinde bir tercihti.

Gönüllerde taht kurmuş efsane bir yapım: Prison Break (2005 – 2017)

Suçsuz olduğunu bildiği abisini hapishaneden kurtarmak için hapishaneye giren Michael Scofield’ın hikayesini anlatan Prison Break, muhtemelen çoğumuzun unutulmaz dizileri arasındadır.

İzleyiciyi olayların ortasına atan ve gereksiz açıklamalar ile süreyi uzatmayan Prison Break’in pilot bölüm başarısının arkasında final sahnesi geliyor desek yanlış olmaz.

Hatırlarsınız ki ilk bölüm, Michael Scofield’ın dövmelerini abisine göstermesiyle sonlanıyordu. Neredeyse tüm vücuduna hapishanenin ve kaçış yollarının haritasını dövme yaptıran bir karakterin ilerleyen bölümlerde neler yapacağını merak etmemek ne mümkün.

Kahramanmaraş dondurması gibi uzatılan dizilerden: The Walking Dead (2010 – 2022)

2010’da izleyicilerle buluşan The Walking Dead dizisi, o döneme göre dudak uçurtan bir sinematik kaliteyle boy göstermişti.

Kıyamet ve salgın gibi konular her daim iş yapma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyeli alıp kaliteli bir prodüksiyonla harmanladığınızda karşınıza The Walking Dead gibi kaliteli bir yapım çıkıyor. 

İlk bölümde -28 Days Later filminde olduğu gibi- hastanede uyanan baş karakterimiz Rick Grimes’ın karşılaştığı yeni dünya, izleyiciler üzerinde de tokat etkisi yaratıyordu.

The Last of Us’ın 3. Bölümü Kafaları Karıştırdı

Çıkışıyla birlikte bir anda fenomen olan ve bugüne kadarki en iyi oyun uyarlaması yapımlar arasında parmakla gösterilen The Last Of Us, özellikle ilk oyunla olan benzerlikleriyle oyuncuların kalbini kazanmıştı. Üstelik hem dizinin hem de filmin gerçek hayatta var olan bir mantardan esinlenilmiş olması da bu hikâyeyi yeterince gerçekçi kılıyor.

3. bölüme kadar neredeyse oyunla aynı şekilde gelişen hikâye örgüsü pek çok izleyicide diğer bölümlerin de aynı şekilde ilerleyeceği algısını oluşturmuştu. Ancak bu algı 3. bölümle birlikte kırıldı.

Uyarı: Yazının geri kalanında hem The Last of Us dizisi hem de ilk oyun hakkında bolca spoiler bulunmaktadır.

Peki 3. Bölümün oyundan ne farkı var?

Oyunda hem paranoyak tavırlarıyla oyuncuları çıldırtan hem de babacan tavırlarıyla bir kesimin gönlünü kazanan Bill ve ortağı Frank’i hatırlıyorsunuzdur. Bilmeyenler için kabaca anlatmamız gerekirse oyunda ilk kez Bill ile tanışan Joel ve Ellie, paranoyak avcımızın tuzaklarından kaçtıktan sonra enfektelerle dolu evini temizliyor, bunun karşılığında da ihtiyaçları olan araba parçalarını alarak bir arabayı onarıyor ve yollarına devam ediyorlardı. Bill’in eski ortağı olan Frank ise oyunda enfekte olmamak için kendini asmış bir şekilde karşımıza çıkıyordu.

Ancak dizide Joel ve Tess’in daha önceden Bill ve Frank ikilisiyle tanıştığını görüyoruz. Dizinin büyük bir bölümü Ellie ve Joel’in hikayesine odaklanmak yerine Bill ve Frank’in hikayesine odaklanıyor. İşte tam burada hikayemiz oyunla tamamen zıt yönlerde ilerlemeye başlıyor. Oyunda iki eski dost ve ortak olan Bill ve Frank’i dizide sevgili olarak görüyoruz. Dizi boyunca ikilinin yaşadığı iyi ve kötü şeylere tanık oluyoruz. Tabii ki daha sonra ikilimizin ölümüyle birlikte Ellie asla Bill ile tanışamıyor.

Tabii ki bu durum oyunu severek oynayan ve hikâyeyi bilen hemen hemen herkese garip geldi. Kimileri bunun farklı bir bakış açısı ya da alternatif hikaye olduğunu savunsa da orijinal hikayeyi seven ve bilen pek çok oyuncu forumlarda 3. bölümün bir fiyasko olduğunu savunmaya başladı.

Dizinin yönetmeni ve oyunun yazarından açıklama geldi

Tabii ki 3. bölüm hakkındaki bu karmaşık fikirler hızlıca The Last of Us severler arasında küçük çaplı bir kavgaya dönüştü. Reddit ve 4Chan forumlarında taraflar birbirlerine girerken dizinin yapımcısı ve yönetmeni olan Craig Mazin ve hem orijinal oyunun hikayesini yazan hem de dizide yönetmenlik ve yazarlık yapan Neil Druckmann konuyla ilgili olarak IGN’e açıklamalarda bulundu.

İkili, bu bölümü kasıtlı olarak farklı tasarladıklarını belirterek “Kıyamet sonrası umutsuz bir dünyada iki insanın aşkı bulmalarını gerçekçi bir şekilde ele almak istedik” diyerek izleyicilere TLOU evreninin farklı yanlarını da göstermek istediklerini belirtti.

Orijinal oyunun yazarı Neil Druckmann, dizinin ilk iki bölümünde özellikle bu kıyamet sonrası dünyada insanların neleri kaybedeceğini ve bunları kaybetmemek için savaştıklarını gösterirken 3. bölümdeyse insanların neler kazanabileceğini ve kazandıklarını ellerinde tutmak için neler yapabileceklerini göstermeyi amaçladıklarını belirtiyor.

3. bölüm her ne kadar oyunu oynamamış izleyicilerin ilgisini çekip beğeni toplamış olsa da oyunları oynamış, Bill’in Ellie’yle olan komik atışmalarına gülmüş ve kıyamet sonrası dünyanın bir insanı ne kadar yıkabileceğini ilk kez Bill ile görmüş olan oyuncuların pek çoğu bu bölümü eleştiri yağmuruna tuttu.

Inception Filminin Finali Rüya mıydı, Yoksa Gerçek miydi?

Kafa karıştıran, düşündüren ve karmaşık akışa sahip hikâyeleri konu alan usta yönetmen, Inception filminin final sahnesiyle izleyicileri ikiye bölmeyi başarmıştı.

Inception vizyona gireli 13 sene olsa da filmin finaline dair tartışmalar tam anlamıyla son bulmadı. Onlarca teori üretildi, incelemeler ve okumalar yapıldı. Fakat günün sonunda “rüya mı, gerçek mi” tartışmasında ciddi bir yol katedildi.

Topaç düşüyor mu, yoksa dönmeye devam mı ediyor?

Hatırlayacağınız üzere filmin final sekansında, Leonardo DiCaprio‘nun canlandırdığı Dom Cobb karakterini Amerika’ya giriş izni alarak çocuklarına kavuşuyor. Rüyada olup olmadığını anlamak için cebinden totemi olan topacı çıkarıp masanın üzerinde döndürmeye başlıyor. Topaç dönmeye başladığı sırada çocuklarıyla karşılaşan ve çocuklarının ona doğru koştuğunu gören Cobb, totemi bırakıp çocuklarına sarılıyor. Topaç dönmeye devam ederken kamera topaca yaklaşıyor ve siyah ekran!

Bir taraf bu finalin rüya olduğuna, diğer taraf ise gerçek olduğuna inandı. Hatta ciddi bir kitle, film bittikten sonra Cobb’un totemi olan topacın düştüğüne dair bir ses duyduğunu savunuyordu.

Yönetmen Christopher Nolan ise 2015 yılında Princeton Üniversitesi’ndeki konuşmasında konuyla ilgili olarak şunları söylemişti:

“Cobb artık kendi öznel gerçekliğinde. Rüyada olup olmaması onun umurunda değil, ait olduğunu hissettiği yer artık orası. O sahnenin asıl amacı; Cobb’un odağının artık topaçta değil, çocuklarında olduğunu göstermek. Cobb, o işleri artık geride bıraktı.”

Christopher Nolan’ın Inception hikâyesini ucu açık sonlandırdığı aşikâr. İzleyicilerin kendi fikirleriyle filmin anlam kazanmasını istiyor.

Fakat usta oyuncu Michael Caine, işin sırrını biraz bozmuş olabilir.

Inception filminde Profesör Stephen Miles karakterine hayat veren yıldız oyuncunun 2018 yılında anlattığı bir hikâye, “rüya mı, gerçek mi” tartışmasına son noktayı koyar nitelikte.

Caine: “Inception senaryosunu okuduğum zaman biraz kafam karışmıştı. Nolan’a ‘Neresi rüya ve neresi gerçek?’ diye sordum. Nolan da bana, ‘Eğer sahnede sen varsan, o sahne rüya değil, gerçek.’ dedi.”

Filmin finalinde Michael Caine görünüyor!

Leonardo DiCaprio da finalde ne olduğunu anlamayanlardan.

Filmin başrolü DiCaprio, 2020 yılında WTF With Marc Maron podcast yayınına katılarak finalde ne olduğuna dair bir fikrinin olmadığını itiraf etmiştiHiçbir fikrim yok. Sen sadece kendi karakterine odaklanmış durumdasın. Konu Chris Nolan, onun zihni ve filmdeki bu parçaların nasıl bir araya getirildiği olduğunda, herkes sürekli bu bulmacayı çözmeye çalışıyordu. Filmin finali, kişinin bakış açısına göre değişen bir durum, sanırım.

Nolan bunu hep yapıyor.

Christopher Nolan ve kardeşi Jonathan Nolan, kendi yazdıkları senaryolarda izleyicilerin film üzerine kafa yormasını özellikle tercih ediyor. Nolan’ın filmografisine baktığımız zaman hemen hemen her filmin kendine özgü bir gizemi ve karmaşası var. Fakat bu karmaşıklığın içi boş değil. Senaryodaki her kararın bir dayanağı mevcut. O yüzden Nolan’ın filmlerinde büyük mantık hatası bulamazsınız çünkü her detay incelikle işlenmiştir. Memento, The Prestige, Interstellar ve Tenet gibi filmleri bu konuya en iyi örneklerden.

Tüm bu “rüya mı, gerçek mi” tartışması bir yana; bir sinema filminin yıllarca konuşulup tartışılması, her izleyişte aynı tadı vermesi ve hayata dair mesajlar içeriyor olması sinema sanatının gücü ve etkisinin adeta bir tanımı.

Orijinal ‘Wednesday’ Lisa Loring, Hayatını Kaybetti

Dünyanın en popüler çevrimiçi dizi ve film platformlarından Netflix’in son dönemlerdeki en popüler yapımlarından bir tanesi hiç şüphesiz “Wednesday“di. İlk kez 1964 yılında yayınlanan The Addams Family’nin spin-off’u olarak karşımıza çıkan dizi, son dönemlerin en çok konuşulan yapımlarından bir tanesiydi. Şimdi bu dizinin orijinal versiyonu ile ilgili dikkat çeken bir gelişme yaşandı.

Netflix’te yayınlanan dizinin öznesi konumunda olan Wednesday Addams isimli karakteri orijinal yapımda canlandıran Lisa Loring’in hayatını kaybettiği duyuruldu. Yapılan açıklamada, ünlü oyuncunun felç geçirdiği ve yaşam destek ünitesine bağlandığı, ailesinin verdiği karar doğrultusunda da ünitenin fişinin çekildiği ifade edildi. 28 Ocak’ta öldüğü duyurulan Loring, sadece 3 gün yaşam destek ünitesine bağlı kalmıştı.

Sigara ve yüksek tansiyon, Lisa Loring için kaçınılmaz sonu getirdi…

*Lisa Loring’in Wednesday Addams rolündeki hali.

64 yaşında hayatını kaybeden oyuncunun ölümü ile ilgili konuşan isim, yakın arkadaşlarından Laure Jacobson oldu. Oyuncunun ölümüne neden olan felcin sigara ve yüksek tansiyondan kaynaklı olduğunu belirten Laure Jacobson, Lisa Loring’in çok eğlenceli bir insan olduğunu ifade etti.

1958 yılında hayata gözlerini açan Lisa Loring’in en popüler yapımlarından bir tanesi hiç şüphesiz The Addams Family idi. Ancak ünlü oyuncu, The Girl from U.N.C.L.E., Barnaby Jones ve The Phyllis Diller Show gibi yapımlarda da yer almıştı. Loring, 1964’te hayat verdiği Wednesday Addams karakterini, 1977 yılında yeniden canlandırmıştı…

Wednesday dizisinin yayınlandığı dönem TikTok ve Instagram Reels’ın bitki örtüsü haline gelen Lisa Loring’in ikonik dansını bir kez daha hatırlayalım: