Daha 1. Bölümüyle Herkesi Ekran Başına Kilitleyen Diziler

Dizilerin pilot bölümü yani ilk bölümü, günümüzde platformların artmasıyla birlikte önemini yitirse de geleneksel dizi piyasasında oldukça değerli bir noktadaydı. Çünkü dizi yapımcıları ile kanallar arasındaki anlaşma, pilot bölümüne bağlıydı. Yöneticiler, pilot bölümünü beğenirlerse ilk sezon için yeşil ışık yakıyordu.

Dizi yapımcıları, pilot bölümün etkileyici, heyecan verici ve dolu dolu olması için ellerinden geleni yapıyordu. Bu yüzden bazı dizilerin pilot bölümleri büyük ses getirmiş ve reyting rekoru kırmış.

Bir kere izleyince devamı gelen diziler:

  • Lost (2004 – 2010)
  • Breaking Bad (2008 – 2013)
  • Chernobyl (2019)
  • Mr. Robot (2015 – 2019)
  • Game of Thrones (2011 – 2019)
  • True Detective (2014 – 2019)
  • Prison Break (2005 – 2017)
  • The Walking Dead (2010 – 2022)

Öyle böyle değil, çok bozdu: Lost (2004 – 2010)

Lost, dizi tarihinin dönüm noktası olan yapımların başında gelmektedir. Konusu, kurgusu ve tonuyla ondan sonra gelen dizilere öncülük etmiştir.

Dizinin 82 dakikalık pilot bölümü ikiye ayrıldı ve “Bölüm 1/2” şeklinde bir hafta arayla yayınlandı. İlk bölümüyle 18.6 milyon izleyiciyi ekran başına toplayan dizi, kolay cevaplar vermeyi reddedip gizemli tonu ve anlatısıyla daha ilk bölümden yerini kuvvetlendirmişti. Çünkü bir uçak ıssız adaya düşüyor ve adada kutup ayısı var. Sırf bu iki konu için bile yeni bölüm heyecanla beklenir. Ek olarak ilk bölümün sonundaki o radyo anonsunu nasıl unutabiliriz ki?

Finali iyi olan ender dizilerden: Breaking Bad (2008 – 2013)

Çoğu dizinin pilot bölümünde; önce karakterler tanıtılır, ardından o karakterler bir olayın içerisine dahil olur, büyük sayılabilecek bir olayın patlamasıyla dizinin konusu başlamış olur. Fakat Breaking Bad dizisi bu yöntemi kullanmayarak farklılığını ortaya koymuştu.

Dizinin başlangıcında, İngiliz edebiyatında yer alan “medias res” yani “ortadan başlamak” tekniği tercih edilmiş. Deri bir pantolonun gökyüzünden aşağıya doğru süzülmesiyle açılan dizi, Walter ve Jesse karakterlerinin büyük bir kargaşa içerisinde kaçışlarını gösteriyordu. Bu sekans aslında pilot bölümün finaliydi fakat bu tercih ile daha ilk saniyelerde dizi, izleyicinin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Çünkü bu iki karakter, çölün ortasında neden kaçıyorlardı ki acaba?

Yaşanılan o dehşet zamanlarını, iliklerinize kadar hissediyorsunuz: Chernobyl (2019)

Daha güncel bir dizi olan Chernobyl mini dizisi, yayınlandığı andan itibaren 2019 yılına damgasını vurmuştu. Günümüzde yapılan en iyi dizi listelerinin ilk sıralarında yer alan yapım, konusu ve ambiyansı sayesinde ilgileri üzerinde toplamayı başarmıştı.

Dizi, ülke olarak yabancı olmadığımız Çernobil Nükleer Santrali’ndeki ihmaller ve yanlış kararlar neticesinde yaşanan patlamayı konu alıyor. Patlamayı konu alan başarılı yapım yokluğunu da fırsat bilen dizi, kaliteli işçiliğiyle unutulmayacak pilot bölümler listesine girmeyi hak ediyor.

Fight Club’ın daha teknolojik olanı desek yanlış olmaz herhalde: Mr. Robot (2015 – 2019)

Suç, gizem ve gerilim dizisi Mr. Robot, konusu itibarıyla direkt ön plana çıkan bir yapım. Siber güvenlik mühendisi olan Elliot’un iş dışında bilgisayar korsanlığı yapar. Fakat yaptığı bu eylem özünde kötücül bir eylem değil. İşte dizi ilk bölümünde insanları bu konuda yakalamıştı.

Dizinin ilk bölümünde Elliot, kurum ve konum sahibi kişilerin yaptığı büyük suçları ve suç organizasyonlarını ifşa ederek, bir nevi bir kahraman figürü çiziyordu. Bununla birlikte daha büyük olayların var olduğunu ve günümüz dünyasına ait sorunların ele alındığını fark eden izleyici ister istemez kendisini olayların içerisinde bulmuştu.

Finalin öyle olmasaydı 10/10’luk bir dizisin: Game of Thrones (2011 – 2019)

Game of Thrones dizisi, finali her ne kadar beğenilmese de modern zamanın en başarılı dizilerinin başında geliyor.

2011 yılında izleyiciyle buluşan dizinin pilot bölümü aslında iki kere çekildi. Söylenenlere göre ilk versiyonu felaketti. Kanalların ikinci şansı verdiği pek görülmemiştir fakat HBO, diziye bir şans daha vererek pilot bölümü tekrar çektirdi ve bugüne kadarki en büyük serüvenlerden birini başlattı.

Acımasız, tehlikeli ve büyüleyici Westeros‘ta; bolca entrika, aşk, intikam, savaş eşliğinde kışın gelmesini hangimiz heyecanla beklemedik ki?

Karanlık ve gizemli bir suç draması: True Detective (2014 – 2019)

Matthew McConaughey ve Woody Harrelson gibi isimlerin başrolünde olduğu True Detective dizisi, oyuncu kadrosuyla dikkatleri çekmeyi başarmıştı.

İlk bölümden itibaren karanlık ve kasvetli bir ambiyansta; gizemli, vahşi ve rahatsız edici bir cinayeti çözmeye çalışan iki dedektifin hikâyesi çoğu kişide merak uyandırır. Bu bulmacayı bir de iki farklı zaman dilimiyle çözmeye çalıştırmak çok yerinde bir tercihti.

Gönüllerde taht kurmuş efsane bir yapım: Prison Break (2005 – 2017)

Suçsuz olduğunu bildiği abisini hapishaneden kurtarmak için hapishaneye giren Michael Scofield’ın hikayesini anlatan Prison Break, muhtemelen çoğumuzun unutulmaz dizileri arasındadır.

İzleyiciyi olayların ortasına atan ve gereksiz açıklamalar ile süreyi uzatmayan Prison Break’in pilot bölüm başarısının arkasında final sahnesi geliyor desek yanlış olmaz.

Hatırlarsınız ki ilk bölüm, Michael Scofield’ın dövmelerini abisine göstermesiyle sonlanıyordu. Neredeyse tüm vücuduna hapishanenin ve kaçış yollarının haritasını dövme yaptıran bir karakterin ilerleyen bölümlerde neler yapacağını merak etmemek ne mümkün.

Kahramanmaraş dondurması gibi uzatılan dizilerden: The Walking Dead (2010 – 2022)

2010’da izleyicilerle buluşan The Walking Dead dizisi, o döneme göre dudak uçurtan bir sinematik kaliteyle boy göstermişti.

Kıyamet ve salgın gibi konular her daim iş yapma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyeli alıp kaliteli bir prodüksiyonla harmanladığınızda karşınıza The Walking Dead gibi kaliteli bir yapım çıkıyor. 

İlk bölümde -28 Days Later filminde olduğu gibi- hastanede uyanan baş karakterimiz Rick Grimes’ın karşılaştığı yeni dünya, izleyiciler üzerinde de tokat etkisi yaratıyordu.

Orijinal ‘Wednesday’ Lisa Loring, Hayatını Kaybetti

Dünyanın en popüler çevrimiçi dizi ve film platformlarından Netflix’in son dönemlerdeki en popüler yapımlarından bir tanesi hiç şüphesiz “Wednesday“di. İlk kez 1964 yılında yayınlanan The Addams Family’nin spin-off’u olarak karşımıza çıkan dizi, son dönemlerin en çok konuşulan yapımlarından bir tanesiydi. Şimdi bu dizinin orijinal versiyonu ile ilgili dikkat çeken bir gelişme yaşandı.

Netflix’te yayınlanan dizinin öznesi konumunda olan Wednesday Addams isimli karakteri orijinal yapımda canlandıran Lisa Loring’in hayatını kaybettiği duyuruldu. Yapılan açıklamada, ünlü oyuncunun felç geçirdiği ve yaşam destek ünitesine bağlandığı, ailesinin verdiği karar doğrultusunda da ünitenin fişinin çekildiği ifade edildi. 28 Ocak’ta öldüğü duyurulan Loring, sadece 3 gün yaşam destek ünitesine bağlı kalmıştı.

Sigara ve yüksek tansiyon, Lisa Loring için kaçınılmaz sonu getirdi…

*Lisa Loring’in Wednesday Addams rolündeki hali.

64 yaşında hayatını kaybeden oyuncunun ölümü ile ilgili konuşan isim, yakın arkadaşlarından Laure Jacobson oldu. Oyuncunun ölümüne neden olan felcin sigara ve yüksek tansiyondan kaynaklı olduğunu belirten Laure Jacobson, Lisa Loring’in çok eğlenceli bir insan olduğunu ifade etti.

1958 yılında hayata gözlerini açan Lisa Loring’in en popüler yapımlarından bir tanesi hiç şüphesiz The Addams Family idi. Ancak ünlü oyuncu, The Girl from U.N.C.L.E., Barnaby Jones ve The Phyllis Diller Show gibi yapımlarda da yer almıştı. Loring, 1964’te hayat verdiği Wednesday Addams karakterini, 1977 yılında yeniden canlandırmıştı…

Wednesday dizisinin yayınlandığı dönem TikTok ve Instagram Reels’ın bitki örtüsü haline gelen Lisa Loring’in ikonik dansını bir kez daha hatırlayalım:

I Met Your Mother Hakkında İlk Kez Duyacağınız Bilgiler

2005 – 2014 yılları arasında CBS kanalında yayınlanan ve bugün Disney Plus dijital platformunda tüm bölümlerine ulaşabileceğiniz How I Met Your Mother dizisi, 8.3 IMDb puanı ile televizyon tarihinin en başarılı komedi dizilerinden bir tanesi olarak kabul ediliyor. 2022 yılında yayınlanmaya başlayan yan hikayesi How I Met Your Father ile birlikte How I Met Your Mother yeniden gündeme geldi. 

How I Met Your Mother dizisinde Ted, 2030 yılında çocuklarını karşısına alıyor ve anneleriyle nasıl tanıştıklarını anlatmaya başlıyor. Hikayenin devamında Ted, Marshall, Lily, Robin ve Barney isimli beş arkadaşın New York’ta yaşadıkları çılgın maceraları izliyoruz. Elbette bunlar yalnızca görünen kısım. Bir de How I Met Your Mother dizisinin yapım öncesinde ve yapım sırasında yaşanan olaylar var ki en sıkı hayranların bile bilmediği ilginç bilgilerle dolu.

How I Met Your Mother dizisi hakkında ilginç bilgiler:

  • Anlatıcı Ted Mosby’nin sesi, karakteri canlandıran oyuncunun sesi değil.
  • How I Met Your Mother dizisinin bütün sahneleri dev bir stüdyoda çekildi.
  • Barney ve Robin rolleri için düşünülen isimler bambaşkaydı.
  • Britney Spears olmasa dizi yayından kaldırılacaktı.
  • Dizide gerçek bir evlenme teklifi oldu.
  • Ted, hikayeyi anlatırken Barney’yi pislik biri gibi gösterdi.
  • Barney’nin sihir numaraları Harris sayesinde karaktere eklendi.
  • Dizide gördüğünüz kitapları gerçekten alıp okumanız mümkün.
  • Dizi kendi kendine spoiler yayınladı.

Anlatıcı Ted Mosby’nin sesi, karakteri canlandıran oyuncunun sesi değil:

How I Met Your Mother dizisinde asıl anlatıcımız olan Ted Mosby, Josh Radnor tarafından canlandırılıyor. Ancak kendisi 20’li yaşların sonundayken anlatıcı olduğu yaş 52, bu nedenle ses daha yaşlı olmalı. Dizinin ilk bölümünden itibaren anlatıcı yaşlı Ted seslendirmesi, usta oyuncu Bob Saget tarafından yapıldı. Full House dizisi ile dünya çapında sayısız hayrana sahip olan Bob Saget, maalesef 9 Ocak 2022 tarihinde aramızdan ayrıldı.

How I Met Your Mother dizisinin bütün sahneleri dev bir stüdyoda çekildi:

Evet hayranlar için üzücü bir durum ancak beş arkadaşın New York sokaklarında yaşadıkları maceraların hiçbiri gerçekten de o sokaklarda çekilmedi. Hatta New York’da bile çekilmedi. How I Met Your Mother dizisinin tüm sahneleri Los Angeles’ta kurulmuş olan büyük bir stüdyoda çekildi. 

Barney ve Robin rolleri için düşünülen isimler bambaşkaydı:

Dizinin en sevilen karakterlerinden bir tanesi olan Barney Stinson rolü için ilk olarak The Big Bang Theory dizisinin Sheldon’ı Jim Parsons düşünülmüştü, hatta oyuncu seçmelere bile katıldı ama neyse ki rolü Neil Patrick Harris aldı. Yıllar sonra verdiği bir röportajda Parsons bile rolün Harris’e daha uygun olduğunu söylemiştir.

Dizinin bazen izleyenleri sinir eden karakteri Robin Scherbatsky için ise ilk düşünülen isim, Party of Five ve Ghost Whisperer dizileriyle tanıdığımız oyuncu Jennifer Love Hewitt’ti. Fakat Hewitt bu teklifi reddetti ve Robin, tıpkı karakter gibi Kanadalı olan Cobie Smulders tarafından canlandırıldı. İyi ki de öyle oldu. 

Britney Spears olmasa dizi yayından kaldırılacaktı:

How I Met Your Mother dizisi üçüncü sezona başladığında işler pek yolunda gitmiyordu çünkü reytingler giderek düşüyordu. Hatta dizinin iptal fısıltılar bile dolaşır olmuştu. Derken 13. bölüm yayınlandı ve karşımıza Ted’i düğün günü terk eden alçak Stella’nın asistanı rolünde Britney Spears çıktı. Britney Spears’ın tam da yıldızının en parlak olduğu dönemde  konuk oyuncu olarak diziye katılması reytinglerin giderek yükselmesini sağladı.

Dizide gerçek bir evlenme teklifi oldu:

İkinci sezonun final bölümünü hatırlarsınız. Robin ve Ted birliktedir. Robin’in şampanyasından bir yüzük çıkar, evlenme teklifi aldığını düşünerek deliye döner ama Ted onun yapmadığını söyler. Arkadan bir abi gelir, yüzüğü alır ve sevgilisine evlenme teklifi eder. İşte bu abimiz Timothy Russo, sevgilisinin en sevdiği dizide bir figüranlık ayarladığını söyleyerek onu kandırdı ve Jana Rugan’a sürpriz bir evlilik teklifi yaptı. Yani ikili o gün gerçekten de nişanlandı. 

Ted, hikayeyi anlatırken Barney’yi pislik biri gibi gösterdi:

Bu aslında bir hayran teorisi ancak daha sonra Neil Patrick Harris tarafından da mantıklı bulunmuştur. How I Met Your Mother dizisinin hikayesini baştan sonra Ted’in ağzından çocuklarına anlatırken izliyoruz. Yani Ted ne derse o. Fakat dizinin sonunda anlıyoruz ki Ted’in tek amacı Robin’e yeniden yürümek ve çocukların buna ısınmasını sağlamak. İyi ama Barney onun en yakın arkadaşlarından bir tanesi, Robin ise onun eski karısı; nasıl olacak?

İşte bu hayran teorisine göre Ted bilerek Barney’yi olduğundan çok daha çapkın, umursamaz, duygusuz bir adam olarak anlattı. Böylece çocukları en yakın arkadaşının karısına aşık olduğu için onu daha az yargılayacaklardı. Yani sevgili okuyucu, belki de Barney Stinson o kadar da sosyopat bir tip olmayabilir. 

Barney’nin sihir numaraları Harris sayesinde karaktere eklendi:

Dizinin ilk zamanlarına bakarsanız Barney Stinson öyle çok da sihirle arası olan birine benzemiyor. Fakat dizi ilerledikçe Barney’nin hem geçmişinde hem o günlerde sık sık sihir numaraları yaptığını görüyoruz. Bunu sağlayan, karakteri canlandıran oyuncu Neil Patrick Harris’tir. Harris çocuklar için sihir kitabı yazacak kadar çok sihir dünyasını sevdiği için rol ile iyice içli dışlı olduktan sonra karakterin sihir numaraları yapmasının daha keyifli olacağı yönünde yazarları ikna etmiştir. 

Dizide gördüğünüz kitapları gerçekten alıp okumanız mümkün:

How I Met Your Mother dizisinde özellikle Barney Stinson tarafından dillendirilen iki kitap var; The Playbook ve The Bro Code. The Playbook Barney’nin kız tavlama kitabı, The Bro Code ise kadim kardeşler tarafından yazılmış bir tür kutsal kitap değil tabii ki onu da Barney yazdı. Bu iki kitap gerçekten basıldı, ufak bir arama yaparak bulup satın alabilirsiniz. Kuralların güncellendiği bir de Bro On The Go kitabı var. 

Dizi kendi kendine spoiler yayınladı:

Yıllar boyunca beklediğimiz anne en sonunda 8. sezonun final bölümünde ortaya çıktı. How I Met Your Mother dizisinde görüp görebileceğimiz en büyük sürpriz olan anne, bizzat dizinin kendisi tarafından spoiler edildi. Dizinin o bölümü yayınlandıktan sonra birkaç dakika sonra How I Met Your Mother Resmi Facebook hesabı annenin fotoğrafını paylaştı. İyi ama herkes diziyi canlı izlemiyor ki! O dönem yedikleri küfürün haddi hesabı yok. 

Televizyon tarihinin en başarılı komedi dizilerinden bir tanesi olarak kabul edilen How I Met Your Mother hakkında bazılarını ilk kez duyduğunuz ilginç bilgilerden bahsettik. Buyrun tekrar tartışalım, How I Met Your Mother finali pek olmadı değil mi ya? 

Netflix ve Flört Uygulaması Bumble Ortaklık Kurdu

230 milyondan fazla abonesiyle dünyanın en popüler sinema ve dizi platformu konumunda bulunan Netflix, şimdi de kullanıcı deneyimini iyileştirmek için farklı bir adım attı. Dev şirket, ülkemizde de kullanılan popüler online flört uygulaması Bumble ile iş birliğine gitti.

Kullanıcıların izlediği içerikler üzerinden bağ kurabilmesini sağlayacak olan ortaklık kapsamında Bumble, uygulamasına Netflix temalı bir oyun ekleyeceğini duyurdu. Kullanıcılar, ‘Netflix Nights In’ ismi verilen oyunda popüler dizilerle alakalı soruları yanıtlıyor. Ayrıca oyunun, uygulamada eşleştikleri kişilerle birlikte oynanabileceği de belirtiliyor.

Oyun, yalnızca 3 ülkede kullanılabilecek

‘Netflix Nights In’, 30 Ocak Pazartesi günü başlayacak ve 13 Mart’ta sona erecek. Ancak bu oyun, yalnızca ABD, Kanada ve Birleşik Krallık’taki Bumble kullanıcıları tarafından kullanılabilecek. Yani ülkemizde kullanılmayacak. Tek seferlik bir uygulama olup olmadığı konusunda ise herhangi bir bilgi paylaşılmadı.

Sorular, her pazartesi ‘Stranger Things’, ‘Squid Game’, ‘Emily in Paris’ gibi yapımlar da dahil birçok popüler Netflix içeriği etrafında dönecek. Her sorunun doğru cevabı da hem kullanıcı hem de eşleştiği kişi yanıtlayana kadar gösterilmeyecek.

Bumble kullanıcıları, benzer zevklere sahip kişilerle daha kolay konuştuklarını söylüyor

Bumble’ın yaptığı bir ankette kullanıcıların %78’i, benzer dizi ve film zevkleri varsa eşleştikleri kişilerle konuşmanın daha kolay olduğunu söyledi. %72’si ise bu kişilerle buluştuklarında dizi ve filmler hakkında konuştuklarını aktardı. İşte bu oranlar nedeniyle de benzer zevklere sahip insanların daha kolay birbirini bulmasını sağlamayı amaçlayan bu ortaklık kuruldu.

Netflix’ten bir yönetici olan Magno Herran da, “Birini tanımaya başladığımızda, ortak ilgi alanları bulmaya çalışmamız doğamızda var. Size bağ kuracak ve yüzeysel sohbetlerin ötesine geçecek bir şey veriyor. İnsanların Netflix dizileri ve filmleri üzerinden bağlantı kurmasını seviyoruz” ifadelerini kullanırken ortaklıkla insanlara benzer zevklere sahip kişileri bulmanın bir yolunu sağlamak istediklerini aktardı.

Bumble, daha önce de Apple TV+ ile ortaklık kurmuş ve Ted Lasso dizisindeki kurgusal flört uygulamasına benzer bir şekilde kullanıcıların birbirini görmeden eşleşmesini sağlayan bir adım atmıştı.

The Last of Us Dizisindeki 7 Sahneyi Oyunla Kıyasladık

Oyun sektörünün yıllar içinde yavaş yavaş yükselişi hem sinema hem de televizyon sektörünü şaşkına çevirmişti. Bir dönem “çocuk eğlencesi” olarak görülen video oyunları şu anda hem film sektöründen hem de müzik sektöründen daha büyük bir tüketim ve pazar payına sahip. Bu nedenle pek çok dizi ve film stüdyosu başarılı oyunları dizi ya da film olarak ekrana uyarlıyor.

Ancak tabii ki her oyun uyarlaması film ve dizi başarılı olmuyor. Geçmişte yaşanan Alone in the Dark (2005), Max Payne (2008) ve Assassin’s Creed (2016) gibi sayısız fiyasko, ilginin azalmasına neden olmuştu. Ancak özellikle The Witcher ve Cyberpunk Edgerunner ile son dönemde dikkat çeken oyun uyarlamalarını gören oyuncular yeniden uyarlama içeriklere bir şans vermeye başladı.

İşte The Last of Us da tam olarak bu jenerasyonun eseri!

Naughty Dog’un başarılı oyunu The Last of Us ise aslında The Witcher sonraki ilk “yeni nesil” oyun dizilerinden birisi olmayı amaçlıyordu. Ancak çekimlerde yaşanan aksaklıklar ve ertelemeler nedeniyle dizinin çıkış tarihi birazcık gecikti. Geçtiğimiz hafta ilk bölümü yayınlanan dizi, ülkemizde BluTV üzerinden seyircilerle buluştu ve hem ülkemizde hem de küresel çapta büyük bir beğeni topladı. Tabii ki diziyle ve özellikle karakterlerle ilgili bazı eleştiriler de yapıldı ancak büyük bir çoğunluk, diziyi “oyunun aynısı” hatta “oyundan daha iyi” olarak nitelendirdi.

Biz de sizler için The Last of Us dizisindeki bazı sahneleri oyundaki sahnelerle karşılaştırdık. Bakalım dizi gerçekten de “oyunun aynısı” mı?

Uyarı: Yazının geri kalanında hem The Last of Us dizisi hem de ilk oyun hakkında bolca spoiler bulunmaktadır.

HBO bu işi biliyor: Sarah’nın hediyesi

Dizinin belki de oyundan en net ayrıldığı kısımlardan birisi başlangıç sekansıydı. Oyunda direkt olarak Joel’in akşam işten eve geldiği sahneden hikâyeye giriş yaparken dizideyse Joel’i, Sarah’yı ve Tommy’i biraz daha yakından tanıyoruz. Özellikle oyunu oynayanların fazlasıyla hoşuna gidecek detaylar barındıran bu ufak sekansın ardından Sarah’nın, babasına hediye verdiği sahneyi görüyoruz.

Bu sahneyi repliklerine kadar değiştirmeden koymaları bana kalırsa gayet yerinde bir tercih olmuş. Oyunları oynamayanlar için her şekilde güzel bir sahne ortaya çıkabilirdi ancak TLOU Part 1’i oynamış ve diziyi izleyen oyuncular için bu kritik sahnenin değiştirilmesi dizi hakkında negatif ön yargıların oluşmasına neden olabilirdi.

Daha etkileyici olabilirdi: Enfekte olanlarla ilk temas

Sıradaki sahnemiz ise Joel, Sarah ve Tommy’nin enfekte olan “koşucu”larla ilk teması üzerine kurulu. Oyunda Joel, kızını korumak için komşusunu silahla öldürüyor ve daha sonra Tommy’nin gelişiyle birlikte ikilimiz evlerinden ayrılıyordu.

Dizideyse olaylar biraz farklı işlenmiş ve Sarah, komşusuyla karşılaştıktan sonra Joel’in onu kurtarmasını izlemiştik. Hem oyunda hem de dizide ilk kez Joel’i enfekte olanlarla “savaşırken” görmüştük ancak dizide Joel’in, komşusuna İngiliz anahtarıyla saldırması kesinlikle oyunda silahla saldırıyor olması kadar etkili olmadı. Diziyi izleyen pek çok oyuncu da bu sahnenin de orijinalde olduğu gibi kalması gerektiğini düşünüyor. Ayrıca Sarah’nın, enfekte olan komşusuyla karşılaştığı sahne klasik zombi filmlerindeki karşılaşmalara benziyor. Yani fazlasıyla klişe. 

Dizinin oyuna taş çıkardığı sahne: Arabayla kaçış ve kaza

“Zombi” istilasındaki kasabanın nasıl kaosa sürüklendiğini ve Joel’le Sarah’nın bu kaostan kaçış mücadelesini gördüğümüz bu sekans, oyunla neredeyse birebir aynı. Özellikle kamera açıları, diyaloglar, karakterlerin yaşadığı gerginliğin aktarılması ve kasabanın durumu bu sahnede pek çok izleyeni kendine hayran bırakıyor.

Oyundaki kaza sahnesinde bize çarpan aracı net bir şekilde görebiliyorduk ancak dizide o anda ana odak düşen uçağın patlamasıydı. Tabii ki bu sahneyi karakterlerin odak açısından gördüğümüz için burada Tommy, Joel ve Sarah’nın düşen uçağa odaklandıklarını ve bu nedenle gelen aracı görmediklerini anlayabiliyoruz. Ayrıca oyunda olmayan düşen uçak sahnesinin de yaşanan kaosu çok iyi aktardığı bir gerçek. Bu noktada kaçış ve kaza sahnelerinin gerçek oyundaki sahneye kıyasla daha etkileyici olduğunu söylememiz gerek.

Joel’in kırılma noktası: Sarah’nın ölümü

Oyunun ilk dakikalarındaki en vurucu yer olan bu sekans, Joel’in hayatını kökten değiştiriyor. Ana karakterimiz, kızı Sarah’nın bileği kırıldığı için onu kucağında taşıyarak kaostan uzaklaştırmaya çalışıyor ancak bir FEDRA askeri tarafından durduruluyor. Joel ve Sarah enfeksiyon kapmamış olsalar da asker onları öldürmek için ateş ediyor ve kurşunlar maalesef Sarah’yı buluyor.

Oyunda zaten bu sahne mümkün olabildiğince dramatik ve vurucu bir şekilde verildiği için HBO yapım ekibi bu sahneyi de değiştirmemiş ve olduğu gibi diziye koymuş. Pek çok oyuncuya göre bu sahne hem dizinin hem de oyunun en büyük iki kırılma anından birisi. Bu nedenle sahnenin bu kadar başarılı ve doğru bir şekilde diziye aktarılması oyuncuları fazlasıyla sevindirdi.

Diziyle oyunun birbirinden ayrılmaya başladığı sahneler: Karantina Bölgesi

Dizinin günümüzde geçen sahnelerine ilk geçiş yaptığımızda Joel ve “ortağı” Tess’in Karantina Bölgesi’nden kaçma planlarını öğreniyoruz. Bu noktada Tess’in dayak yemesi ancak intikam alması ve Ateş Böcekleri’nin saldırısında tek başına olması diziyle oyunu birbirinden ayırıyor. Ancak yine de Tess’i yalnız görmemiz ve onun hikayesine bir bakış atmamız, Tess’in oyundakinin aksine bir yardımcı karakter yerine uzun soluklu bir yoldaş olacağını bizlere gösteriyor.

Joel ve Ellie’nin ilk karşılaştığı sahnedeyse Ellie’nin Joel’e oyundakinin aksine çok daha acımasızca saldırması dikkat çekiyor. Bu noktada dizideki Ellie’nin oyundakine kıyasla çok daha asi ve saldırgan olacağını tahmin etmek pek de zor değil. Sahne, oyuna kıyasla biraz farklı olsa da amacına çok başarılı bir şekilde hizmet ediyor ve birbirinden hiç de hazzetmeyen iki karakterin mecburen birlikte yola çıkışını bizlere güzel bir şekilde aktarıyor.

Oyunun ve dizinin ikonik sahnelerinden: Joel zaman öldürüyor.

2013 yılında The Last of Us’ın ilk oyunu çıktığında oyundaki bazı sahneler ikonikleşmiş ve Reddit forumlarında birer “meme” haline gelmişti. Bu sahnelerden birisi de Joel ve Ellie’nin arasında geçen “zaman öldürme” konuşmasıydı. Hatta oyunun hikayesini hazırlayan Neil Druckmann bu sahnenin aslında dramatik olmasını amaçladığını ancak garip bir şekilde bunun bir meme haline gelmesinden keyif aldığını belirtmişti.

Dizideyse bu sahneyi repliklerine ve Joel’in yatma şekline kadar birebir aynı şekilde görüyoruz.

İlk bölümün sonu: Karantina Bölgesi’nden kaçış.

İlk bölümün son sahnelerinden birisi olan bu sahnede karakterlerimiz gizlice karantina bölgesinden kaçmaya çalışıyor ancak FEDRA (Federal Afet Müdahale Ajansı) askerleri tarafından yakalanıyordu. Oyunda bu sahnede Joel, Ellie ve Tess üçlüsünü iki FEDRA askeri yakalıyor ve destek kuvvet çağırıyordu. Daha sonrasında Ellie, FEDRA askerini bıçaklıyor ve ortalık karışıyordu. Karakterin küçük sırrı açığa çıkıyor ve sonrasında karakterlerimiz gelen destek kuvvetlerini aşarak yollarına devam ediyordu.

Dizideyse bu kısım biraz farklı. Joel, Ellie ve Tess üçlüsü karantina bölgesinden çıkmaya çalışırken daha önceden Joel’in iş yaptığını bildiğimiz bir FEDRA askeri tarafından yakalanıyordu. Tıpkı oyunda olduğu gibi Ellie, askeri bıçaklıyordu. Ancak bu sahnede Joel’in askere saldırmasındaki ana motivasyonunu görüyoruz. Kızının ölümünü hatırlayan Joel, bir saniye bile tereddüt etmeden FEDRA askerinin üzerine atlıyor ve askeri yumruklayarak pipetle beslenmeye mahkûm bırakıyordu.

Bu noktada dizideki sahnenin oyundakine kıyasla çok daha vurucu olduğunu ve oyunda da olduğu gibi gelecekte Joel ile Ellie arasında bir baba-kız ilişkisinin gelişeceğinin kanıtını görüyorduk. Bu noktada Joel’in Ellie’yi oyuna kıyasla çok daha hızlı kabul edeceğini ve ikilinin maceralarında onu daha fazla korumaya çalışacağını düşünüyorum.

Peki genel olarak ilk bölüm ne kadar tutarlı?

Oyunun ilk 1 saatini konu alan ilk bölüm, bazı karakter seçimleri ve hikâyede ufak tefek değişikliklere rağmen ilk oyunu oynayan ya da oynamayan pek çok izleyicinin fazlasıyla hoşuna gitti. Özellikle dizinin orijinal hikâyeye bağlı kalarak oyuncu mutlu etmesinin yanı sıra oyunlarla ilgisi olmayan dizi sever kitleyi de kendine bağlayabilmesi büyük bir başarı.

Tabii ki bunun bir dizi olduğunu ve oyunun yaklaşık 17 saatte biten hikayesine kıyasla pek çok ekstra macera barındıracağını unutmamak lazım. Yani ilerleyen bölümlerde aslında oyunda hiç olmayan ancak oyunun hikayesiyle tutarlı sahnelerle karşılaşmamız mümkün. Zaten ilk iki oyunun hikayesini yazan Neil Druckmann’ın bu dizide de yazar olarak yer alması bunun bir kanıtı.

Netflix Dizisi Şahmaran’a Gelen Tepkiler

Netflix’in 2023’teki ilk yerli dizisi Şahmaran, 20 Ocak’ta 8 bölümünün tamamıyla yayın hayatına başladı. Romantizm, dram ve gizem ögelerini fantastik ögelerle birleştiren dizi, mitolojinin belki en popüler hikayelerinden birini merkez alıyor, olaylar bu hikayenin ekseninde ve modern bir şekilde işleniyor. 

Serenay Sarıkaya’nın Şahsu karakterini canlandırdığı dizide Burak Deniz (Maran) ve Mer Ramazan Demir de rol alıyor. Ayrıca Şahmaran’ın yönetmenliğini TV’de Suskunlar ve dijitalde Yarım Kalan Aşklar dizileriyle adını duyuran Umut Turagay, senaristliğini ise yine suskunlar, Ezel ve Mucize Doktor projeleriyle tanınan Pınar Bulut yapıyor.

Şahmaran, IMDb’deki izleyici değerlendirmelerine göre ilk gününde 10 üzerinden 5,4 puan aldı: 

Dizi hakkında Twitter’da paylaşılan bazı görüşler şöyle:

Elbette sevmeyenler ve hem diziyi hem de Netflix’i eleştirenler vardı:

Dizinin afişinin de esinlendiği eser kadar incelikli işlenmediği de söyleniyor:

Şahmaran fragmanı:

The Last of Us Dizisi Türkiye’ye Uyarlansa Kimler Oynardı?

Bir oyunun diziye uyarlanacağını duyduğumuzda birçoğumuz büyük beklentilere giriyoruz. The Last of Us, konusuyla da dizisinin çekilmesi için oldukça uygundu. Nitekim oyuncu kadrosu da dünyaca ünlü, başarılı oyunculardan oluşuyor.  

Başarılı bir yapım ortaya çıktığında ise bu durum diğer ülkelerin de dikkatini çekebiliyor ve uyarlamalarının yapıldığını görebiliyoruz. The Last of Us muhtemelen hiçbir zaman Türkiye’ye uyarlanmayaca ancak uyarlansaydı dizide oynayabilecek oyuncularla ilgili birkaç fikrimiz var.

Önce karakterlerimizi ve hikayeyi tekrar hatırlayalım. 

Cordyceps mantarının mutasyona uğraması, dünya için kaçınılmaz bir salgının başlangıcı olur. Güney Amerika’dan yayılan salgın, kısa süre içinde tüm dünyaya yayılır. Salgının ortasında, kıyamet sonrasını andıran dünyada 20’li yaşlarının sonunda bekar bir baba olan Joel, kızı Sarah ve kardeşi Tommy ile birlikte hayatta kalmaya çalışır. Ancak hayatta kalmak göründüğü kadar da kolay değildir. 

(Bu kısım, oyunu henüz oynamamış olanlar için spoiler içerir!) 

Yaşadıkları kötü olaylar silsilesi sonrası kızını kaybeden Joel, kızından 2 yaş büyük olan Ellie’yle karşılaşır. Böylelikle maceramıza Ellie’yle birlikte devam ederiz. Joel ve Ellie baş kahramanlarımız olsa da oyunda pek çok yan karakter mevcut. Dizinin çıkışıyla birlikte ise yapımcıların karakter seçimleri eleştiri yağmuruna tutuldu. 

Dizinin fragmanı ve karakterlere hayat veren oyuncular için:

Bu sebeple biz de oyundaki karakterleri baz alarak, Türkiye’deki isimlerden güzel bir dizi kadrosu çıkarttık. 

Dizi Türkiye’de çekilseydi başarılı oyuncumuz Kıvanç Tatlıtuğ’u Joel karakteriyle görmek epey hoş olacaktır. 

Baş kahramanımız Joel’i oynayabilecek isimlerden bir diğeri de Engin Altan Düzyatan. Nitekim kendisi Joel’e en çok benzeyen isimlerden biri.

Şimdiden birçok başarılı yapıma imza atmış olan Beren Gökyıldız, eminiz ki Ellie karakterinde de oyunculuğunu konuştururdu.

Canım Annem dizisindeki oyunculuğuyla pek çoğumuzun gönlünü kazanan, güzeller güzeli Gece Işık Demiral dizide Joel’in kızı Sarah’ı oynayabilir.

Akasya Durağı’ndaki Obayana rolüyle hatırladığımız Max Bendo, Henry karakteri için güzel bir seçenek olabilir. 

Jackson topluluğunun lideri ve Tommy’nin eşi Maria ise Didem Soydan’ın yardımıyla çok daha güzel görünebilir.

Riley Abel karakteri için seçtiğimiz isim ise bizi çocukluğumuza götürüyor. Zira Sihirli Annem’de Toprak karakterine hayat veren Jennifer Boyner’in Riley karakterine çok yakışacağına eminiz. (Evet, çok değişmiş.)

Murat Serezli zaten The Last of Us Part 2’de Tommy karakterinin seslendirmenliğini yapmıştı. Dizi Türkiye’de çekilmiş olsaydı belki de Bill’i de oynayabilirdi.

Başarılı oyunculuğuyla tanıdığımız Cansu Dere, belki de Marlene karakterine küçük bir Eyşan’lık katabilirdi.

Engin Öztürk’ü James karakterinde izlemek epey keyifli olacaktır.

David karakteri ise Sıcak Kafa dizisiyle büyük bir beğeni toplayan Osman Sonant için adeta biçilmiş kaftan.

Dizi Türkiye’de çekilseydi adı da yüksek ihtimalle ‘Bizden Geriye Kalanlar’ olurdu. Hatırlarsınız ki bunun pek çok örneği daha önce ekranlarımıza geldi. Örneğin Desperate Housewives adlı Amerikan dizisi bir dönem hepimizi ekranlara kilitleyen Umutsuz Ev Kadınları olarak uyarlanmıştı.

The Last of Us için de benzer bir durumla karşılaşırsak eminiz ki pek çok ünlü isim yapımda yer almak isteyecektir. Tabii burada yapımcıların işlerinin ne kadar zor olacağını da tahmin edebiliyoruz. Zira biz bu içeriği yaparken bile pek çok karakter için oyuncu seçmekte zorlandık. Siz de (olur da çekilirse) the Last of Us’ın Türkiye uyarlamasında kimleri, hangi rolle görmek istediğinizi yorumlar kısmında belirtebilirsiniz.